kaan さんのプロフィールKaanhan Kurultayフォトブログリストその他 ツール ヘルプ

Kurultay kaan

Ne Mutlu Türküm Diyene

Kaanhan Kurultay

このユーザーに知り合いを紹介しましょう
全 103 枚中 1 枚目
6月5日

Ülkü Bahçesi

 

ÜLKÜ BAHÇESİ

Atsizin Ruhuna.....

 

Bir gece evde rüzgar sesini dinliyordum

Bin ümitle gelmeyen birini bekliyordum.

 

Aniden firtına koptu, sallandı herbir yer

Elbet vardır bir"hayır"bağrında"hikmet" gizler.

 

Rüzgarın hışmıyla kırıldı evin camları

Söndürdü ne varsa odamdaki ışıkları.

 

Birden belirsiz bir korku kapladı içimi

Yok etmişdi düşüncemi ve sırlı gecemi.

 

Uçurdu bir bilinmeze,kendimden geçtimde...

Gözlerimi açmışdım karanlık bir dehlizde.

 

Bir dehlizin gizli tünelinde yol alırken,

Bu ıssız yolculuk hiç bitmeyecek sanırken..

 

Karanlığın her tonda rengini görüyordum

Peşimden gidilmez sessizliği sürüyordum.

 

* * * *

Derken çok uzakdan kulak verdim su sesine

Gördüm ki bir "peri" yaslanmışda şiltesine...

 

Gözleri dalgın yeni kalkmış gibi uykudan

Eyilip yuğdu yüzünü o masmavi sudan.

 

Kolaçan etmedeyken ben bilinmez yerleri

Yay gibi fırlayıp girdi kovukdan içeri.

 

Hayran seyrederken yeşilin her ton rengini

Hızla kaçan peri,unutmuşdu şiltesini.

 

Diz çökerek yere, sudan doya doya içtim

Bağı çözüldü dizlerimin kendimden geçtim.

 

Derin bir uykuya dalarken yorgun gözlerim

Söndü içimdeki ışık, batmışdı güneşim.

 

Ne vakte kadar öyle uyumuşum bilinmez

Anladım ki o kovukdan içeri girilmez.

 

Eğilip aldım yerde duran sırlı şilteyi

Çıkardım içinden o yemyeşil seccadeyi.

 

Üzeri desen desen sık ilmikle dokunmuş

Bu bana bilinmeyen sihirli bir oyunmuş.

 

Koptu kovukdan beynimi çimdikleyen ıslık

Titretti beni derinden, bir ıssız yanlızlık.

 

Fırlattım içeri bu bilinmez emaneti

Göründü peri kızın çok uzakdan heryeri.

 

Dedi:"fani ne gezersin bu bizim beldede

Ölmeden girilmez kovuk dediğin geçide."

 

Seziyordu ne geçerse aklımın içinden

Ben derinlere dalmış bu alemde gezerken.

 

Cennet den bir parçaydı bu alemde ne varsa

Dedim:"güzelliğine rast gelmedim cihanda."

 

"Saadeti aradımda inan ömrüm boyunca...

Buraya uçurdu bir rüzgar kendi koynunda."

 

Süzerek derinden hilal kaşlarını gerdi

Kovuğa attığım seccadeyi bana verdi.

 

Avuçlayıp toprağı içine bir şey gömdü

Dedi ki:"bu gömdüğüm şey,senin ölümündü."

 

Zamanı geldi artık bu yerden ayrılmanın

"Dedi:"bahtına ermek istersen bu diyarın..."

 

"Verdiğim bu seccadeyi kaybetmeyeceksin

Bu yoldan şehitler alemine gideceksin."

 

Hayran gözlerle bakıp güzellerin haline

Titretti beni gönlüm, içlerinden birine.

 

Gölgeden iki baş, biri geçtide soluma

Söze başladi biri, biri girdi koluma.

 

1- "Rabbin sevgili kulu!

Nasıl buldun bu yolu?

Bu yolda dikenler var

Heryeri tuzak dolu."

 

Söz edecek oldum,cevabı öteki verdi.

Biri sert mizaçlı,yanındaki çok güleçti.

 

2- "Aslıhan bekçi peri

Verince seccadeyi

Bu yolda,yolcu fani

Açmış oldu perdeyi."

 

Sezdim ta içimden o derin bakışlarını

Dinledim bir müddet güzel konuşmalarını.

 

1- "Hani yok emaneti

Kim aldı seccadeyi?

Bunda bir yanlışlık var

Bilmesin efsaneyi."

 

2- " Kızılelma dağında

Bir kuşun kanadına

Değişti seccadeyi

Erecek muradına."

 

1- " Varsın yoluna gitsin

Artık murada ersin.

Bu yollar çok çetindir

Yanlızca bunu bilsin."

 

2- "Yolcu kuş senin dostun

O yoksa sende yoksun.

Güven hep sırdaşına...

Haydi uğurlar olsun."

 

Uğurladı beni o nurlu yüzler süzerek

Bu gizemli imtihanı geçmiş olsam gerek.

 

Bir sırlı seccadeyi kuşa takas edende...

Gezmekde varmış,kaderim bir kuşun elinde.

 

* * * *

Yürüdüm peri kızıyla bir müddet yanyana

Kayboldu birden,gelince geniş bir meydana.

 

Dalında türlü meyveler yere sarkıyordu,

Ortada bir şelale dehlize akıyordu.

 

* * * *

Sırtımı yasladım bir kalenin ensesinde

Yeşil renkli bir sancak vardı tam tepesinde.

 

İçerde sırlı dağın kapısı sürmelendi

Bu sessiz diyarda, derinden sesler elendi.

 

Saydım bana gelen kalabalık adımları

Gördüm karşılayan o nur yüzlü kadınları.

 

Dalgın seyrederken gözlerim güzellikleri

Uzanıp aldı biri gizemli seccadeyi.

 

Önce göz, sonra söz etti periler güzeli

"Durdururuz buradan hediyesiz geçeni."

 

Avuçlayıp toprağı içinden bir şey aldı

Bu bir beyaz kuşdu,onu gökyüzüne saldı.

 

Dedi:"o kuş senin ölümünü taşıyacak

Gideceğin yere böyle ulaşırsın ancak."

 

* * * *

Ne içlenme kaldı, nede belirsiz kederlerden

İleriye doğru atıldım durduğum yerden.

 

Uzunca durgun ırmakda yeşile bakarak

Dedim ki: "bu yolun sonu nereye varacak?"

 

Dedi: "önüne türlü müsibetlerde çıkacak

Şeytan da yolunu sapıtmaya çalışacak."

 

"Ulaşmak istersen eğer, Ülkü bahçesine,

Düşmemelisin şeytanın kirli pençesine."

 

Gözlerim çok uzakda bir bilinmeze daldı.

Periler beni çaldı, aklım o yerde kaldı.

 

* * * *

Yürüdüm bir hayli o yolları pervasızca

Kesiverdi yolumu karayüzlü bir sıska.

 

Buğulu bir gözle süzdü,öylece bakışdık

Dedi: "biz bu diyarlara beraber karışdık."

 

Dedim: "aşılmaz bu yerler bu yırtık giysiyle"

Ses vermedi bir halka üzüm sundu eliyle.

 

Tam alıp yemedeyken o sihirli üzümü

Beyaz kanatlı kuş, açmışdı iki gözümü.

 

Kara yüzlü sıska,acı çığlıkla mahvoldu,

Elinde öylece duran üzümde kayboldu.

 

Dile geldi kuş, dedi: "bendedir emanetin"

"Az kalsın kendini, benide mahvedecektin."

 

Uzun kanatları yükseldikce gökyüzüne

Bu sevincim yerini bırakmışdı hüzüne.

 

Dedim:"bu uzun yoluma ah! yolcu olaydı,

Gideceğim yere kadar benimle kalaydı."

 

Ah! hayasız ruhumda bu pervasız düşlerim

Bitecek sanırken artıyordu ümitlerim.

 

* * * *

Yürüdüm zamansız,çıkmışdım büyük düzlüğe,

Yer yoktuda içimde hiç bir ümitsizliğe.

 

Mevsimsiz dallarda meyveler yere sarkarken,

Ben dalmış,hayran gözlerle etrafa bakarken...

 

Minikçe bir ceylan su içiyordu pınardan,

Korkusuzdu; hem bela,hemde yaban kurdundan.

 

Aklımda yolların bilinmez halleri vardı.

Az sonra ceylan ve balıklar uykuya daldı.

 

Bir seyyah edasıyla gezerken miskin miskin

Çıktı önüme pespare ölümsüz bir gezgin.

 

Nurlu sakalında heybet,gözlerinde neşe,

Heybesinde dizilmiş demet demet menekşe.

 

Göz ederek bir demet çicek sundu eliyle

Ruhuma bir sıcak iz bırakmışdı hediye.

 

Gitmesi,gelmesi gibi bir anlık zamandı,

Gözlerim değil biçare, kalbim ağlayandı .

 

Hasretden bir hayalin,olur nurdan halesi,

Görmedim hiç kimseden,zerre bir ihaneti.

 

Sadakat denen güzeli hiç böyle görmemişdim,

Yarab! bu alemde kalmayı ne çok isterdim.

 

** **

Gizli kaderin, varsa ödemek bedelini,

Görmekdir dileğim,o kuş denen sevgiliyi.

 

Ruhum sanki bir an,nice gizemden kurtuldu,

Hummalı gözlerim o kuşu karşısında buldu.

 

Kaptı elimden çiçeği,küçük pençesiyle

Saçtı birer birer gizemli akan dereye.

 

Uzun genişce bir dereden akmada sular,

Sanki boşaldı ruhumdan birikmiş duygular.

 

Ey! yoluma yolcu,bu sır ne kadar sürecek?

Belki esen bir rüzgarın hışmıyla bitecek.

 

Anladım! burada ölmek dönmekse geriye,

Sarılmalı kalmak için, o kuş sevgiliye.

 

"Güzel kuşum.rüzgara hep kanat germelisin,

Beni sen korumalı,ona vermemelisin."

 

Ses vermedi çaresiz,bu yalvaran sesime,

Kayboldu gözden,terkederek beni halime.

 

Anlamaktı gayem, bütün bu olup biteni,

Neydi gönlümün istediği varlık emeli?

 

*** **** ****

Daldı gözlerim uzakta ışık saçan dağa,

Ulumada bir kurt,"Ay"ı almışda başına.

 

Düşürdü bir hayal gibi kurt beni peşinden,

Anladım bana dost,Türke yaktığı ateşden.

 

Aşırdı dağları,gözleri hasret bürüyor,

Şükür Rabbim! başı börklü Kürşat görünüyor.

 

Fakat geçit vermedi kurt, yolu aştırmadı,

Ne ben onlara, onlarsa bana yaklaşmadı.

 

Bir ses: " geleceksen sen, ölümü tatmalısın,

Gelmek için dönüp, o yerde yaşamalısın"

 

Ben ki kalıp, Ülkü bahçesine kavuşmadan,

Vazgeçmeli peygamberin tattığı bu candan.

 

Erer gibi bilinmez muradın emeline,

Ruhum veda etmeli bu Ülkü bahçesine.

 

Rüzgar uçurmadan beni getirdiği yere,

Ölümün öldüğü yerden kapandım secdeye.

 

** **

Saatler sonra çıktı önüme taşdan gölgeler,

Ses veren garip sesler, bekler gibi bir haber.

 

Yollarıma nurdan birer demet gibi dizildiler,

Eğilmiş gölgeli başlar ile selam verdiler.

 

Ben yürürken ardımda yükselen tekbir sesi...

Bildim bu İlah-i adaletin tecellisi.

 

Silindi ufukdan ışık, rüzgarın hışmıyla...

Uçurdu rüzgar,süzdüm son kez kuş bakışıyla.

 

Karanlık tünellerden yol alırken geriye,

Bir tatlı sızı bırakmışdı bana hediye.

 

Ah! Ülkü bahçesi,yanan içime rehavet,

Ruhumda selamet var, rüyamda hep alamet.

 

Burada yığınlardan yükselen başlar vardı,

Anladım burda adsız kahramanlar yaşardı.

 

Bu yerde ne doğan güneş vardı,ne batan şafak

Burda Ülküyle tutuşan ruhlar yaşar ancak.

 

Kaanhan Kurultay

Gurbetin Çocukları!

GURBETİN ÇOCUKLARI

Gurbetde yaşam Türk insanı için adeta kaderdir.Kaldı ki gurbet
bizimi yaşar,biz gurbetimi yaşarız bilinmez.
İnsanın doğduğu,büyüdüğü,memleketinden uzak bir yaşam sürmeye mecbur
kalışı,insanı kederlere, hüzünlere,özlemlere sürükler ki bazen bir
ozanın sazında, bazen bir aşığın sözünde, bazende mecnun olmuş bir
şairin şiirlerinde, özlemlerimizi giderir, bizi biz yapan değerlerimizde buluşuruz.
50 li yıllarda başlayan Türkün Avrupa serüveninde, gurbetin nice
acıları, nice yürek yakışları vardır.
Türkün gurbet hayatını ve serüvenlerini içeren bir yazı
yazılsa, sanırım ciltlerin kalınlığı insan boyunu geçer. İşde o
yıllarda Anadolu insanın, belki bir ev yada bir tarla alabilmek

adına çıktığı bu yolda dönenler oldu, kalanlar oldu.

1. ve 2. Jenerasyon gurbetin en ağır şartlarını yaşadılar.Onların bu
ağır şartları,ve bir o kadarda derin vatan sevgileri, nice sayısız
türkülerde kendini buldu.Gurbet dendimi akıla Türk, Türk dendimi gurbet gelir oldu.
Anadolunun en küçük bir köyünden yokluğun acılarıyla
oynaşanlar,belki bir şey kazanırım ümidiyle çıkılan seferlerde
gurbetin en kahredici yanlarıyla buluştular.
Gurbetdeki vatan özlemi,yokluğun acılarını çoktan unutturmuşdu.

İnsanlarımız nerede yaşarsa yaşasın,değerlerinden asla
kopmamış,ve gerektiği yerde de taviz vermemişdir.
Bu onurlu şerefli ve bir o kadarda asil olan Millet, bugün gurbeti
gurbet olmakdan çıkarmış,gurbete çıkan ilk ataları gibi artık işci
değil işveren hale gelmişdir.Bu sevindirici tabloların resmettiği
manzara,bu gün artık gurbetde, karşımızda pırıl pırıl yeni ve genç müteşşebüsler gösteriyor.
Onları teşvik etmek,desteklemek, her Anadolu evladının boynunda bir yük
ve aynı zamanda en büyük görevdir.
Bu gün artık yıllarca gurbet hayatı yaşadıkları halde, gurbeti hayat felsefesi haline getiren

bu yeni nesli,bana göre ayakda alkışlamak gerek.
Bu gün internet ortamında,yaptıkları siteler ile Türkün
karakterini ,tarihini,kültürünü,müziğini tanıtmakla meşgül,
nice Anadolu evladı var.Müteşşebüs ruhun büyüğü küçüğü
olmadığından,yaptıkları küçük gibi görünsede yarınların
yatırımlarını daha bugünden atıyorlar.
İşde onlardan sadece bir örnek. Bugün Hollanda'dan yayın yapan

(Türkiyem fm ) dünyanın bir çok yöresindeki Türk insanına
seslenerek.gurbetden bir ses olarak yine gurbetdeki nice Türklere
maneviyat dolu hislerini ulaştırıyorlar.www.türkiyemfm.com sitesiyle
de yayın yapan bu genç müteşşebüslerin tek düşüncesi sizlere
hizmetden başka da bir şey değil.
benimde internet ortamında gördüğüm tanışdığım bu güzel genç
insanlara bir Türk evladı olarak yaptıkları görevden dolayı teşekkür
ediyor, başarılar diliyorum.Bu internet sitesine
girdiğimizde www.türkiyemfm.com dan radyoyu dinleme imkanınız
olacaktır.Gerçekden çok net ve kaliteli yayın akışını sürdüren
kardeşlerimize destek, gurbetde yaşayan biz Türklerin de görevidir.
Denemekde fayda var. Gurbetin çok uzak bir köşesinden,gurbeti
içinde yaşayanlara şair çok güzel seslenmiş. Sizleri şairin
sözleriyle bırakıyor,Allah'a emanet ediyorum.

Kaanhan Kurultay

GURBET
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!

Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet

Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
N.F.Kısakürek.

Türk Düşmanlığı

 

TÜRK DÜŞMANLIĞI

Türk tarihinin istismarını yapanlar, sadece ezelden Türke husumet
besleyen dış güçler değildir. İçimizdeki sinsi oyunların
planlayıcıları olan ve zaman zaman kaşımakdan geri kalmayan alçak
grupların birer tezgahı olarak sahnelenen oyundur.
Her buldukları boşluğu iyi değerlendiren bu grup, para
musluklarınıda ellerinde bulunduran gizli birer çete
gruplarıdır.Yunan ve Ermeni gibi tarihden gelen paranoyalarına esir
düşmüş bu Milletlerin neredeyse oyuncağı olan içimizdeki bu alçak
takım, edindikleri ekonomik güç ile bir gecede hükümet kurup hükümet
devirir hale gelmişdir. İçinde bulunduğumuz bu çağın laçkalaşmış
düzeninde yoğrulan, Yüce Türk Milleti, ekonomik sıkıntıların
getirdiği ızdırapdan olsa gerek üzerinde sinsice planlar yapan bu
karanlık yüzlüleri maalesef tanıyamıyor, dost kim düşman kimdir
tanıyamaz hale geliyor. Toplum bilinci ve Türk töresi inancından
bilerek uzaklaştırılan Türk Milleti kendi çaresizliğine terk edilmiş
gibi görünüyor. Çağın bu kaosu içinde önünü görmekden aciz
Millet başka toplulukların alışkanlıklarını kültür edinir hale geliyor.
Millet olma bilincine varamamış içimizdeki hain takımı, medeniyet
diye dayattığı Batı kapısında Türkü esir almak almak istiyor.Tarihin
sayfalarında savaş meydanlarında yapamadıklarını bu Milleti cahil ve
yoksul bırakarak "biz Türkler biz şey başaramayız" noktasına
getirmek istiyor.
Bütün amaçları bu değilmi?
Özünden kopmuş bir Milletin kendisini ne tarif etmesi mümkündür,
nede başka Milletlerin arasından sıyrılıp yükselmesi.Türk töresi
geleneğinin çokdan unutulduğu,Türkü Türk yapan ögelerin çokdan
sarsıldığı gerçeği ortadadır. Bunu bilen dışarda düşman içerde hain
grup Türkün iradesine çokdan engeller koymuşdur.
Rum Ortodoks kiliseleri bugün Batı ya kadar uzanan Türk düşmanlığı
fikrini yayan en büyük grupdur.Osmanlı egemenliği altında yaşamış
olmalarının verdiği kompleks ile Türkleri aşağılama ve küçük düşürme
politikalarını asırlardır sürdüren Yunanlılar bu çirkin oyunlarında
başarılı olmuşlardır.
Bu gün 1915 olayları diye dillendirilen sözde katliamın
çığırtkanlığını yapan Ermenilerin yalanlarını bir dönem Ermenileri
kullanan Ruslar ve İngilizlerde çok iyi bilmektedir.
İnanç ekseninde buluşan bu Milletler Türkün geçmişde Batı kapısına
kadar gelmiş olmalarını içlerine hala sindiremiyor görünüyorlar.
Kaldı ki İngiliz ve Rus kaynaklarında gerçek
magdurların Türkler olduğu ortada iken, bu pis oyunların
tezgahlayıcıları kendileri olduğundan açıklamak şöyle dursun, Ermeni
yalanlarına çanak tutmaya devam etmektedirler.
Müziği,yemeği folklorik kültürleri, davranışları, duygusallıkları
bize çok benzeyen samimi masum yunanlılarda bu oyuna yıllarca alet
olmuş, militan Ortodoksların bitmeyen Türk kinine ortak
olmuşlardır.Türkün insancıl ve kin beslemez meziyetini bilen bu
alçak hain gruplar, Türkün unutkanlık hastalığını iyi bildiğinden
var gücüyle geçmişden bu güne kudurmuş köpek gibi salyalarını akıtabiliyorlar.
Ya Türkiye?
Yine sistem, yine sistem ve onun bitmeyen zaafları, yüce Türk
Milletine yapması gerektiğini, bir türlü anlatamıyor ve devlet
eliyle Türkü dünya Milletleri gözünde alaşağı eden düşmana karşı
kendini ve kendi doğrularını anlatamadığı gibi anlatanlarıda susturuyor.
Peşin hükümlü ecnebi kafası tarihin geçmiş sayfalarında gurur
ararken, tarihi gurur ve şeref dolu bir Millete bu sistem SUS! diyor.
Sistemin kendisi kompleks yuvası olmuşken Yüce Türk Milletine söz
söylemek pek evla gelmiyor.
Dünyaya Türkün imajını rencide eden Yunan kafası,Yunan kültürüne
sempati ile bakan Batı ya sırtını dayayarak Fenerbahçe yollarında en
büyük nifak ı dikmek istiyor.
Kendi töresini hiç etmiş, ecdadın mirasına sırt dönmüş, büyük Atatürk
den sonra cumhuriyeti bile değiştirmiş kafalar; AB kapısında
oynaşmanın verdiği onursuz politikalar ile bütün tezgahlanan
oyunlara eyvallah çekiyor.Neredeyse devlet politikası haline gelmiş
Yunan Milliyetçiliği kadar olamayanlar, Türk töresine sahip
çıkanları azarlıyor, içindeki devşirmelerin yardımıyla dizginlemeye
kalkıyor. ABD den icazet alınmadan paşa olunamayan bir ülke haline
getirilen bu güzelim cennet ülkede onursuzluk adına herşey
sergileniyor. Paşalar sultasında demokrasiler sekteye
uğratılıyor,Türk töresine sahip çıkanların seceresi okunmuyor, 30
bin can almış eli kanlı terör yuvası bir türlü dağıtılamıyor
ve "elimizde yetki yok" diyerek Millete dert yakınır hale geliyor.
Yüce Türk Milletinin bağrından çıkan Mehmetciğin şehit edilmesi
neredeyse olağan bir durum halini alıyor.Tarih boyu Türke kefen
biçmeye çalışan ecnebilerin kahpece ve sinsice uygulamaya koydukları
oyunlar ya çözülemiyor, yada görmezlikden geliniyor.

Büyük Türk Atatürkün "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü bile
algılamakdan uzak kafalar, mezarında büyük Türkün kemiklerini, yüce
Türk Milletininde vijdanlarını sızlatıyor.
Batının önyargıları ve paranoyaları Tarihinden bihaber yaşayan Türk
Milletini rencide ediyor.
İcimizdeki Yunan kafalı devşirme zihniyetler bir başka intikam alıyor bu Millet den.
Kaldı ki Türk korkusu ecnebi Batının ruhlarına işleyen şizofrenik bir vakadır.
Teşhisi imkansız olduğu gibi tedaviside mümkün değildir.
Fakat ne yazik ki 300 yıl öncesinden tuvalet nedir bilmeyen Batı,
temizlik anlayışını Türklerden öğrenirken, geri bırakılmış Türklere
bugün şapkayı ve parfümü icad eden Fransa eliyle kendi banyo ve
klozet takımlarını satar haline geliyor.
Batı kapısında neredeyse medeniyet dilenen bir ülkenin elbetde
uğrayacağı akıbet bundan farklı olamazdı. Kaldı ki kendi kültür ve
tarihine yabancı kalmak ise en yıkıcı darbe olsa gerekir.
Bunu başaranlar ve başartanlar Türk kisvesine bürünmüş Türk
düşmanından başka birileri olamazlar. Batı kapısında aş ve iş için
gitmiş gariban Türk ise horlanıyor, itiliyor, aşağılanıyor kimin
umurunda? Büyük Atatürkün Batı ya ve zihniyetine bakışını bildikleri halde birileri
tınmıyor,görmezlikden geliyor. Çünkü zirveler ve sözüm ona aydınlar
devşirmelerin cirit attığı mekanlar haline çokdan gelmiş.Türkiyede
Türkler bu yüzden hor görülüyor. Bu yüzden iki yakaları bir araya
gelmiyor.Osmanlının sıra sıra gemilerle zulümler altından kurtarıp
getirerek İstanbulun en güzel yerlerini tahsis ettiği Yahudi
çocuklarının, bilmem ne sabetaist kökenli yahudi dönmelerinin bu
ülkede söz sahibi olmasından kaynaklanan gizli eller, sistemi
avucunun içinde tutuyor.
Bu gün bir çok medyanın köşelerini kapmış kaç yahudi olduğunu saymak
için parmaklarım kafi gelmiyor.Sizler isimlerini bir hatırlayınız,
her yazılarında ve kelamlarında bu Millete nasıl saldırdıklarını göreceksiniz.
Kaldı ki geçmişin acılarını ve komplekslerini içinde barındıran
Yunan ve Ermeniden çok içimizdeki devşirmelerin bizi nasıl sekteye
uğrattığını göreceksiniz.
Bu ülkenin ekonomisini ellerinde bulunduranlar kimler? iyi düşününüz.
Güç onların ellerinde.
Adı Türkiye olan bir ülkede Türkden başka herkes konuşur haldedir bugün.
Fakat çirkef ve hokkabaz bu çağın döneceği günlerde çok yakındır.
Oğuz soyunun evlatlarının atası Bilge Kağanın sözlerine kulak
vereceği günler çok yakındır.
Türk korkusu içinde kin güdenler ve içimizdeki satılmışlar oldukca
bizler yeniden kendi külünde ateş bulmaya gayret edeceğiz.Bu güzel
ülkenin kurucusu büyük Türkün sözleriyle veda ediyorum. Çünkü en
güzel sözü o söylüyor.

Efendiler,
Avrupa`nın bütün ilerlemesine yükselmesine ve medenileşmesine
karşılık
Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur.
Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa`dan nasihat almak,
bütün işleri Avrupa`nın emellerine göre yapmaki bütün dersleri
Avrupa`dan
almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal
vardır ki
ecnebilerin nasihatiyle, ecnebilerin planlarıyla yükseltilebilsin?
Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir"
6 Mart 1922, Büyük Millet Meclisi

Selametle kalın.


Kaanhan Kurultay.

Kızılelma Ortakları, Türk solu

KIZILELMA ORTAKLARI, TÜRK SOLU

Türk solu dergisinin internet sitesinde Türk Milliyetçilerini kıskandıracak açıklamalar.
Türk solu dergisi hızını alamayarak teşhis bile koyuyor.Açıkcası günah çıkarıyor.
Hele derginin internet sitesinde öyle bir cümle geçiyor ki parmak ısırtacak cinsten.

"Herşeyden önce Türk üremelidir.Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenekon`dan çıkartacak bir kurtarıcıdır."
Vay! vay! vay! KızılElmada pay verdiğimiz,canları isteyince vatanperver davranan dostlarımız vay!
Bu dostlar yıllarca Atatürk devrim ve ilkelerini sanki kötüye kullanmamış,kökü dışardan ithal edilmiş "izm"lerin peşine düşmemiş, bu ülkenin evlatlarına kurşun sıkmamış gibi sırıtarak teşhis koyabiliyor.
Üstelik yıllarca güddükleri saçma sapan kokuşmuş ideolojide kürtler ile kolkola yürümemişler gibi, teşhisde adres bile gösterebiliyor.Demek ki yıllarca yapılan sinsi hesaplarda bir çatlama var.
Öyle ya! vatanperverlik kimsenin tekelinde degil.
İnternetdeki bu malum sitelerinde bakın ne diyorlar.
"Yıllarca İstanbul`da Sivaslı,Erzincanlı,Malatyalı, Tokatlı Alevi kitlenin yarattığı köy ortamı,kürtçülüğü güçlendirmişdir.Türkü saza mahkum eden köylü kafası şehirleri Kürt kültürüne teslim etmişdir."
Sanki yıllarca kendi iç bünyelerini Kürt kökenli eşkiyalar sarmamış, Alevi bir takım Sosyalist, tam anlamı ile dinsiz düşünceler barınmamış gibi sitedeki yazıda günah çıkarma adeta ayin törenine dönüşüyor.
Dönüşürkende her Türkün neredeyse Türkçü olunması isteniyor.Mazisi açıkca belli olan,geçmişdede dönekçe hedef şaşırttığı aleni olan bu KızılElma ortaklarımızın samimiyetleri biraz şüpheli.Güzel bir teşhis koymuşlar.Diyorlar ki...
"Kürt sorunu yok,Kürt istilası var" Dogru söze ne denir?
Ülkeyi sinsice bir Kürt istilasının sardığını sitelerinde verdikleri haritalar ile netleştiriyorlar.

Ve PKK`nın sinsice bir dağılım içinde olduklarından bahsediyorlar.
Bir dönem Pkk ile kolkola girerek,güttükleri bu alçaklıkda,Mehmetçiğe kurşun sıkan bunlar değilmiydi? Türk Milletini bu kadarmı aptal sanıyor bu beyni sulanmış gerzekler.
Sitelerindeki "logo"da çok dikkatimi çekti doğrusu. Solda büyük önder "Atatürk",ortada polen kökenli devşirme "Nazım", sağda ise "Deniz gezmiş"
Sanırım geçmişde sımsıkı sarıldıkları "Lenin" posterini ve Orak Çekiç logosunu unutmuşlar.
Fakat güzel bir teşhisleri daha var.
"Türkiye 15 yıllık nüfus artışı oranı yüzde 25 GüneyDoğu`da ise yüzde 40 dır
Doğru!
İstanbul`dan başlayan ve Akdeniz sahillerine kadar uzanan, bin bir dolaplar ile elde edilmiş ihaleler ile Kürt hegemonyasından bahsediliyor.
Buda çok doğru.
Teşhisleri doruğa çıkıyor ve bir ara beni bile heyecanlandırıyor.
"Asıl linç edilmek istenen Türklerdir."
Pes doğrusu! on üstünden on puan.
Bitmedi.
Türk oğlu,Türk kızı Türklüğünü koru!
E, benim anlı şanlı Devrimci arkadaşlarım.Aklınız başınıza yenimi geldi?
Hangi dağda ki çakal saldırdı size ki, kurt arıyorsunuz?
Hiç çırpınmayın.
Biz sizi geçmişdeki elinizin kanlarından tanıyoruz. O kin kusan sivri çakal dişlerinizden tanıyoruz.
Yemezler!
Dedik ya vatanperverlik kimsenin tekelinde değil.
Kim derse ki "Türk soluda uyandı.Milli direnişe onlarda ortakdır.Sergiledikleri duyarlı bir yaklaşımdır" vs....
Unutan unutsun. Geçmişde Ülkücüye kurşun sıkan bu dönekleri kimse bana aklayamaz.
UNUTMAYACAĞIZ!
Günah da çıkarsalar,samimiyetsiz bu yaklaşımları geçmişdeki hainliklerini paklamaz.
Çünkü KızılElmanın ne ucunda nede sonunda buluşmaya değmeyecek kadar sürüngen takımıdırlar.
Vay be! dedirtselerde.....
Yemiyoruz!

Kaanhan Kurultay

Tanrı Dağları!

TANRI DAĞLARI

Tanrı dağı denince akla Doğu Türkistan gelir. Türkistan denince Turan.
Şiirlerimize,türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız ve hiç
görmediğimiz halde içimizi burkan bir güzellikdir Tanrı dağı.
Tarihde adı geçen, geçmeyen unutulmuş büyük kahramanlara ait
destanların yazıldığı yerlerdir mazisine hüzünlü bakış sergilediğimiz bu beldeler.
Tanrı dağının en tepesine ulu hakanının ismini verenler, bugün Kırgızistanda bütün heybeti ile mazisini arıyor.
Kağan Tanrı tepesi ( Khan tengri ) kutsal Tanrı dağının zirvesinde Türkün silik mazisine hüzünlü bir bakış sergiliyor.
Aralın ötesi Tanrı dağının mazideki arayışları sindiremiyorsa
bizleri, "Yesi" de "Çimkent" de Uluğ Türkistanda bir gün
yaşamak, bir Türkcü için ne güzel kavuşmadır.
Tanrı dağlarının tepelerinde kar, eteklerinde her rengin kuşağını içinde barındıran yeşillik vardır.
Ormanlarla kaplı Tanrı dağının çoğunluğunu çam,ardıç,şimşir gibi
ağacların kapladığı bu ormanlıkda kendine has kokusuyla Tanrı dağına ayrı bir güzellik ve haşmet verir.
Kendisi birer efsane olan Türkler Tanrı dağını kutsal bilmiş,ne
Tanrı dağının altında nede üstünde "altın" olmadığı halde bazen "altın dağları"demiş,
içinden çıkan nice kahramanlarına yuva olan bu tepelere ağıtlar yakmış.
Dağları yaşamlarıyla ilişkilendiren Türkler dağların ulaşılamaz
devasa haşmetinden etkilenmiş ve nice efsanelerine taşımışlardır.
Türklerin ilk medeniyetini Tanrı dağları etrafında kurduklarını söyleyen bir çok kaynaklar vardır.
Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hakimdi.
Asyanın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği
Tanrı dağına daima kutsal gözle bakmış,tarihden gelen gücünü ve
kudretini neredeyse Tanrı dağından almışdı.Bu gün Oğuz soyunun
sahibi olan bozkurt yürekli Anadolu Türklerinin Tanrı dağına
ilgisini anlayabilmek için,önce Türk gibi düşünmek ve Türkcü olmak
zarureti vardır. Kaldı ki daha dün gerçekleşmiş gibi anlatacağınız
ve adına "geçmiş" yakıştırması yapacağınız Türk tarihi 10 bin yıllık
bir gelenekden gelirse,bu köklü kültürün dünya medeniyetindeki
önemini anlamış ve sahiplenmiş oluruz.
Bugün biz Türklerin içinde bulunduğumuz en büyük sıkıntı,hiç
şüphesiz tarihine küs, geçmişine düşman bir vurdumduymazlıkla mazisine kayıtsız kalmasıdır.
Yüreklerinde bir büyük Mefkureyi yaşatanlar,ecdadına sahip çıkarak
yüceltenler,Tanrı dağlarının o sisli tepelerine özlem ile bakıyor
Khan Tengri nin heyecanını içlerinde sıcak tutuyorlar.Dağlar acılı
insanların meramını sinesinde saklar.Sisli puslu dağlar bilinmez
manevi bir güç verir adeta, dağları ardına alanlara.
Tanrı dağları ne kadar uzak da olsada, Türkün içinde beslediği o
büyük mefkure onları canlı ve diri tutmaya yetiyor bile.
Tanrı dağları bir dilek dir.Türkün şerefli mazisinin devasa ispatıdır.
Doğu Türkistanın gelecekte bağımsızlığına da şahit
olacak,geçmişden bugüne uzayan Türkün hürriyet ateşinin yakılacağı
mekanın adıdır.Tanrı dağı denince akla Doğu Türkistan, Türkistan denince Turan gelir.
Tanrı dağının o haşmetli Türk tarihi,gelecekte çizeceğimiz yolun bizde yol belirleyicisi olacaktır.
Çünkü bizler "Tanrı dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslümanız."


Kaanhan Kurultay.

Yılgınlığa İnat!

YILGINLIĞA İNAT

Öldürseniz dönderemeyeceğiniz, kovsanız gönderemeyeceğiniz bir
sessiz yığın düşünün.
Düzenin adamı olmak,sahte çark larda yoğrulmak varken,çile ye talip
olmuş "aht" etmiş yeminli kalabalığı düşünün.
Vurdumduymaz beynemazlığa inat, şerefiyle şerefsizliğe dik duran
yiğitleri düşünün.
Her köşe başında hainliğin kol gezdiği bir dönemde, üç laf etse
biri vatan olan Türkün sevdalılarını düşünün.
İlhamını aldığı erenlerden şevk ile, yılgınlığa inat bizim delileri düşünün.
O pak alnından vurulsa,ölse, düşse yere, gam yemeden ayakda dimdik
durabilmekdir maarifet.
Yeter! diye sızlanmanın hiç bir anlamı yok zira.
Ağlamak,yakınmak kar etseydi, sus pus olmus el-pençe divan duran
asalaklardan ne farkımız kalırdı?
Sevdasının bedelini kanı ile ödemiş bir nesli, iliğine kadar sana
şekil veren bir mefkureyi dile getiriyorsan yada ona sahip olduğu
düşüncesindeysen,dimdik gururunla haykırmalısın.
Bu pervasızca yapılan hainlikler,bu çağın doğurduğu kalleşlikler
kulağına birer küpe olmalı.
Kim ve nerde olduğunu bilmeden sürdüğün bu yaşam, gün gelir sana zindan olur.
Hayıflanırsın ve otuz bin evladını bir hiç uğruna yitirirsin.
Şehit düşen polisin ve askerin haberlerini duyar, günlük olağan bir
hal edinirde, hissizleşirsin.
Tek mazisi ecdadın şerefli tarihi olur,onunla avunarak yerinde sayarsın.
Mazisinde utanılacak bir sayfası olmayan ecdadına sahip çıkmak,
destanlaşan destanların boynuna birer vebal dir.
Hamaset duygularına kapılmayan destanların en soyluları, gün
geldiğinde o özlenen beyaz sayfaları açmasını çok iyi bilir. Gün olur bu devran döner.
Dönecektir.
Abdal ata bindiğinde kendini bey oldum sanarmış.
Kürdün fırsat bulduğunda "sanmadan" baş ezmeye kalktığı bu çağda,
bizlere hesap sormak için devrin döneceğini beklemek ne kadar yakışır?
Cihana hükmetmiş, yönetmiş olan ecdadının ardından, geçmisde adam
sınıfına sokulmayan çakal sürüsünün azgın dişlerine yem olmakda varmış kaderde.
Elbetde bu devran dönecektir.
Yedi düvele karşı verilmiş şanlı mücadelelerini yeterince
anlatamayan sistemden, her köşe başını kapmış Türk olmanın
dayanılmaz ağırlığını utanç sayan sözüm ona aydınlardan, yakayı
kurtardığın an, özlemini çektiğin sana yakışan günler gelecektir.
Yılgınlığa inat,bizi biz eden değerlerin farkına vardığımızda,adeta
bir kadermiş gibi yakamızdan yapışan o karanlık ve kirli ellerden
kurtulduğumuzda çok şeyler değişecektir.
"Yüzde yüz Türk olduğun gün Cihan senindir" diyen "Atsız" bu sözleri
bugünler için söylemiş olmalı.
Kimse alınmamalı ve kimse kusura bakmamalı ki bu tür söylemlerimizde
asla ırkçılığa yer yoktur.
Bır kürdün içinde sönmez bir alev gibi parlayan "Vatan kurma
sevincini` Türk Milletinin elinden alan adı belli kendi meçhul
karanlık yüzler, asırlara yaydıkları hedeflerini yerine getirmek üzereler.
Her yerinden kuşatılan Türk Milletinin kurtuluş reçetesi elbetde öz`e dönmekdir.
Öz`e dönmedeki kastımız Türk gibi yaşamaktır.
Türk gibi yaşamanın ilk şartı "inanmaktır."
İnandığını uygulamaktır. Ve uyguladığını bizzat yaşamaktır.
"Bir avuç heyecanlı genç" denilerek gülünüp geçilen bu
hareket,özlenen Milli iktidarı gerçekleştirecek tek hareketdir.
Yeterki gücümüzün farkında olalım.
Çetin yolları Atsız`a yakışan çetin duygularla aşalım. Ümitsizlik şeytana mahsusdur.
Ne dişlerimizi nede yumruklarımızı boşluğa sıkmayalım.
Bir kurt nidası ile gökyüzüne ve heryere haykıralım.
Gururunu taşıdığımız ecdadımıza layık olmanın yolu,bize yakışan hedefde yol almakdır.
Ve çetin olmaktır. Ağlamak değil gerekirse ağlatmaktır.


Kaanhan Kurultay.

İflas etmıs gerçek: Kominizm

İFLAS ETMİŞ GERÇEK: KOMİNİZM.

Eski Sovyet bloku ülke insanlarının,keza Rus kökenli yeni jenerasyonun eskiye dönmek gibi en ufak bir mücadelesi yoktur.
Zira temelde var olan insanın yükseliş iradesini elinden alan bu sisteme karşı Rus gençliği savaş açmış eskiye yelken çekenlere karşı amansız bir mücadele içine girmişdir.
Her ne kadar eskiye özlemi içinde bir nostalji olarak yaşatanlar varsa ki, buda yaş ortalaması 50 yi geçmiş her şeyi devlet den bekleme alışkanlığı olan zümrelerdir.
Kominizm ile iktisadi ekonomik yapının yürümediğini gören sistem, çareyi Globalizm dedigi çıkış yolunda bulmuşdur. Bolşevik hareketinin başlamasından son yıkılış tarihine kadar, insanını votka ve seks ikileminde boğmuş, çareyi beyinleri uyuşturmakda aramışdır.
Elbetde özgürlük alabildiğine yanlız ve bağımsız kalmak değildir. Ve bazen özgürlük ekonomik edinimin insanda var olan nefsinin bir gereğidir. Brey den topluma giden yolda insanlar " nasılsa ekonomik bir güç edinemeyeceğim " düşüncesi ile dünyanın devasa büyük Kominist ülkesinde, bir kalıp sabuna, bir ciklete ve bir kot pantolonuna bile hasret bırakılmış, kişiliksiz ve kimliksiz bir yığın peydahlanmışdır.
"Natasha" gerçeği bunlardan sadece biridir.
İnsanlığın eşitlik ve kardeşlikde huzur bulacağını sananlar, dünyanın bir çok yerinde Kominizme karşı sempati besletmişdir.İşin aslının öyle olmadığı "Nazım Hikmet " gerçeğinin son dönemlerinde saklıdır.
Eşi "Verona" ya yazdığı son mektupları okuyabilirsiniz.
Kominizm hastalığına ve hayranlığına kapılmış içimizdeki "kelaynak" sürüleri ise işi daha ileri götürerek "arındırılmış" Türk`e has bir Kominist sistemi getirmek için uğraşmış, bu ülkenin öz evlatlarına silah çekmekden geri kalmamışdır. boşluğa resim çizmek bu insanların bir sanatı olduğundan, eskisi gibi olmasada bazı kokuşmuş kelaynak larının zaman zaman sesleri çıkabilmektedir.
Kominizm artık bir nostaljiden ibaretdir.
Bunu gören akıllı sosyalistler, Kapitalizmin sihirine kapılmış mersedeslerle gezmektedir.
Mesele o ki Kominizm Türkiye gerçeğinde ne kadar geçerli idi.
Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede Kominist sistemi uygulamaya kalkmak gerçekden büyük bir cesaret işi idi.
( Hayal ama cesaretli ) Beyinsizlerin cesur olduğunuda unutmaz isek kendimizce bir çıkar yol bulabiliriz. Bu tür beyinsizlerin hainliklerinide asla bir kenara bırakmadan.
Kominizm Büyük önder, Türkün dehası ( Mustafa Kemal ATATÜRK)ün ifade ettiği ve tanımladığı gibi
" Kominizm in başı görüldüğü yerde ezilmelidir.)Milli mefkurelerden uzak bir hayatı yada inancı kendisine felsefe edinenlerin hali ortada. O pis sakal ve bıyıklarıyla mazilerini arıyorlar.
Kanaat o ki korkulacak bir şey yoktur. Mesele geçmişin eski koministlerinin bugün başka yollarla hainliklerini dillendirdikleridir.
Ve mesele Türk Milliyetçilerinin bir araya gelerek yarınlara şekil verme peşinde koşacak olmalarıdır.
Kaldı ki kısır çekişmeler gönlünde Milli mefkureleri yaşatanlara yakışmaz.
Milli iktidar ve Milli Devlet düşüncesi kendini yetiştirmiş aydın ve kültürlü bir nesil eliyle olur.
Sen buna ne kadar hazırsın?
Birikintin nedir?
Gerekirse beline sıkıştıracağın silahın hakkını verecek kadar cesurmusun?
Eline alacağın kalemi konuşturacak kadar yüklümüsün?
Artık bunlar konuşulmalıdır. Hızla akıp giden dünya gerçeğinde bir yer edinmek için,bilgi ve irfanda yükselişe geçmelisin.
Gerisi inanın çelik çomak oyunundan ibaretdir.
Devir "kahrolsun Koministler" diye bağırmak değil " Kahrolsun sahte Türkçüler" diye düşünebilmekdir.
Selam ve sevgilerimle


Kaanhan Kurultay.