kaan さんのプロフィールKaanhan Kurultayフォトブログリストその他 ![]() | ヘルプ |
|
|
Kaanhan Kurultay
6月5日 Ülkü BahçesiÜLKÜ BAHÇESİ Atsizin Ruhuna.....
Bir gece evde rüzgar sesini dinliyordum Bin ümitle gelmeyen birini bekliyordum.
Aniden firtına koptu, sallandı herbir yer Elbet vardır bir"hayır"bağrında"hikmet" gizler.
Rüzgarın hışmıyla kırıldı evin camları Söndürdü ne varsa odamdaki ışıkları.
Birden belirsiz bir korku kapladı içimi Yok etmişdi düşüncemi ve sırlı gecemi.
Uçurdu bir bilinmeze,kendimden geçtimde... Gözlerimi açmışdım karanlık bir dehlizde.
Bir dehlizin gizli tünelinde yol alırken, Bu ıssız yolculuk hiç bitmeyecek sanırken..
Karanlığın her tonda rengini görüyordum Peşimden gidilmez sessizliği sürüyordum.
* * * *
Derken çok uzakdan kulak verdim su sesine Gördüm ki bir "peri" yaslanmışda şiltesine...
Gözleri dalgın yeni kalkmış gibi uykudan Eyilip yuğdu yüzünü o masmavi sudan.
Kolaçan etmedeyken ben bilinmez yerleri Yay gibi fırlayıp girdi kovukdan içeri.
Hayran seyrederken yeşilin her ton rengini Hızla kaçan peri,unutmuşdu şiltesini.
Diz çökerek yere, sudan doya doya içtim Bağı çözüldü dizlerimin kendimden geçtim.
Derin bir uykuya dalarken yorgun gözlerim Söndü içimdeki ışık, batmışdı güneşim.
Ne vakte kadar öyle uyumuşum bilinmez Anladım ki o kovukdan içeri girilmez.
Eğilip aldım yerde duran sırlı şilteyi Çıkardım içinden o yemyeşil seccadeyi.
Üzeri desen desen sık ilmikle dokunmuş Bu bana bilinmeyen sihirli bir oyunmuş.
Koptu kovukdan beynimi çimdikleyen ıslık Titretti beni derinden, bir ıssız yanlızlık.
Fırlattım içeri bu bilinmez emaneti Göründü peri kızın çok uzakdan heryeri.
Dedi:"fani ne gezersin bu bizim beldede Ölmeden girilmez kovuk dediğin geçide."
Seziyordu ne geçerse aklımın içinden Ben derinlere dalmış bu alemde gezerken.
Cennet den bir parçaydı bu alemde ne varsa Dedim:"güzelliğine rast gelmedim cihanda."
"Saadeti aradımda inan ömrüm boyunca... Buraya uçurdu bir rüzgar kendi koynunda."
Süzerek derinden hilal kaşlarını gerdi Kovuğa attığım seccadeyi bana verdi.
Avuçlayıp toprağı içine bir şey gömdü Dedi ki:"bu gömdüğüm şey,senin ölümündü."
Zamanı geldi artık bu yerden ayrılmanın "Dedi:"bahtına ermek istersen bu diyarın..."
"Verdiğim bu seccadeyi kaybetmeyeceksin Bu yoldan şehitler alemine gideceksin."
Hayran gözlerle bakıp güzellerin haline Titretti beni gönlüm, içlerinden birine.
Gölgeden iki baş, biri geçtide soluma Söze başladi biri, biri girdi koluma.
1- "Rabbin sevgili kulu! Nasıl buldun bu yolu? Bu yolda dikenler var Heryeri tuzak dolu."
Söz edecek oldum,cevabı öteki verdi. Biri sert mizaçlı,yanındaki çok güleçti.
2- "Aslıhan bekçi peri Verince seccadeyi Bu yolda,yolcu fani Açmış oldu perdeyi."
Sezdim ta içimden o derin bakışlarını Dinledim bir müddet güzel konuşmalarını.
1- "Hani yok emaneti Kim aldı seccadeyi? Bunda bir yanlışlık var Bilmesin efsaneyi."
2- " Kızılelma dağında Bir kuşun kanadına Değişti seccadeyi Erecek muradına."
1- " Varsın yoluna gitsin Artık murada ersin. Bu yollar çok çetindir Yanlızca bunu bilsin."
2- "Yolcu kuş senin dostun O yoksa sende yoksun. Güven hep sırdaşına... Haydi uğurlar olsun."
Uğurladı beni o nurlu yüzler süzerek Bu gizemli imtihanı geçmiş olsam gerek.
Bir sırlı seccadeyi kuşa takas edende... Gezmekde varmış,kaderim bir kuşun elinde.
* * * *
Yürüdüm peri kızıyla bir müddet yanyana Kayboldu birden,gelince geniş bir meydana.
Dalında türlü meyveler yere sarkıyordu, Ortada bir şelale dehlize akıyordu.
* * * *
Sırtımı yasladım bir kalenin ensesinde Yeşil renkli bir sancak vardı tam tepesinde.
İçerde sırlı dağın kapısı sürmelendi Bu sessiz diyarda, derinden sesler elendi.
Saydım bana gelen kalabalık adımları Gördüm karşılayan o nur yüzlü kadınları.
Dalgın seyrederken gözlerim güzellikleri Uzanıp aldı biri gizemli seccadeyi.
Önce göz, sonra söz etti periler güzeli "Durdururuz buradan hediyesiz geçeni."
Avuçlayıp toprağı içinden bir şey aldı Bu bir beyaz kuşdu,onu gökyüzüne saldı.
Dedi:"o kuş senin ölümünü taşıyacak Gideceğin yere böyle ulaşırsın ancak."
* * * *
Ne içlenme kaldı, nede belirsiz kederlerden İleriye doğru atıldım durduğum yerden.
Uzunca durgun ırmakda yeşile bakarak Dedim ki: "bu yolun sonu nereye varacak?"
Dedi: "önüne türlü müsibetlerde çıkacak Şeytan da yolunu sapıtmaya çalışacak."
"Ulaşmak istersen eğer, Ülkü bahçesine, Düşmemelisin şeytanın kirli pençesine."
Gözlerim çok uzakda bir bilinmeze daldı. Periler beni çaldı, aklım o yerde kaldı.
* * * *
Yürüdüm bir hayli o yolları pervasızca Kesiverdi yolumu karayüzlü bir sıska.
Buğulu bir gözle süzdü,öylece bakışdık Dedi: "biz bu diyarlara beraber karışdık."
Dedim: "aşılmaz bu yerler bu yırtık giysiyle" Ses vermedi bir halka üzüm sundu eliyle.
Tam alıp yemedeyken o sihirli üzümü Beyaz kanatlı kuş, açmışdı iki gözümü.
Kara yüzlü sıska,acı çığlıkla mahvoldu, Elinde öylece duran üzümde kayboldu.
Dile geldi kuş, dedi: "bendedir emanetin" "Az kalsın kendini, benide mahvedecektin."
Uzun kanatları yükseldikce gökyüzüne Bu sevincim yerini bırakmışdı hüzüne.
Dedim:"bu uzun yoluma ah! yolcu olaydı, Gideceğim yere kadar benimle kalaydı."
Ah! hayasız ruhumda bu pervasız düşlerim Bitecek sanırken artıyordu ümitlerim.
* * * * Yürüdüm zamansız,çıkmışdım büyük düzlüğe, Yer yoktuda içimde hiç bir ümitsizliğe.
Mevsimsiz dallarda meyveler yere sarkarken, Ben dalmış,hayran gözlerle etrafa bakarken...
Minikçe bir ceylan su içiyordu pınardan, Korkusuzdu; hem bela,hemde yaban kurdundan.
Aklımda yolların bilinmez halleri vardı. Az sonra ceylan ve balıklar uykuya daldı.
Bir seyyah edasıyla gezerken miskin miskin Çıktı önüme pespare ölümsüz bir gezgin.
Nurlu sakalında heybet,gözlerinde neşe, Heybesinde dizilmiş demet demet menekşe.
Göz ederek bir demet çicek sundu eliyle Ruhuma bir sıcak iz bırakmışdı hediye.
Gitmesi,gelmesi gibi bir anlık zamandı, Gözlerim değil biçare, kalbim ağlayandı .
Hasretden bir hayalin,olur nurdan halesi, Görmedim hiç kimseden,zerre bir ihaneti.
Sadakat denen güzeli hiç böyle görmemişdim, Yarab! bu alemde kalmayı ne çok isterdim.
** ** Gizli kaderin, varsa ödemek bedelini, Görmekdir dileğim,o kuş denen sevgiliyi.
Ruhum sanki bir an,nice gizemden kurtuldu, Hummalı gözlerim o kuşu karşısında buldu.
Kaptı elimden çiçeği,küçük pençesiyle Saçtı birer birer gizemli akan dereye.
Uzun genişce bir dereden akmada sular, Sanki boşaldı ruhumdan birikmiş duygular.
Ey! yoluma yolcu,bu sır ne kadar sürecek? Belki esen bir rüzgarın hışmıyla bitecek.
Anladım! burada ölmek dönmekse geriye, Sarılmalı kalmak için, o kuş sevgiliye.
"Güzel kuşum.rüzgara hep kanat germelisin, Beni sen korumalı,ona vermemelisin."
Ses vermedi çaresiz,bu yalvaran sesime, Kayboldu gözden,terkederek beni halime.
Anlamaktı gayem, bütün bu olup biteni, Neydi gönlümün istediği varlık emeli?
*** **** ****
Daldı gözlerim uzakta ışık saçan dağa, Ulumada bir kurt,"Ay"ı almışda başına.
Düşürdü bir hayal gibi kurt beni peşinden, Anladım bana dost,Türke yaktığı ateşden.
Aşırdı dağları,gözleri hasret bürüyor, Şükür Rabbim! başı börklü Kürşat görünüyor.
Fakat geçit vermedi kurt, yolu aştırmadı, Ne ben onlara, onlarsa bana yaklaşmadı.
Bir ses: " geleceksen sen, ölümü tatmalısın, Gelmek için dönüp, o yerde yaşamalısın"
Ben ki kalıp, Ülkü bahçesine kavuşmadan, Vazgeçmeli peygamberin tattığı bu candan.
Erer gibi bilinmez muradın emeline, Ruhum veda etmeli bu Ülkü bahçesine.
Rüzgar uçurmadan beni getirdiği yere, Ölümün öldüğü yerden kapandım secdeye.
** **
Saatler sonra çıktı önüme taşdan gölgeler, Ses veren garip sesler, bekler gibi bir haber.
Yollarıma nurdan birer demet gibi dizildiler, Eğilmiş gölgeli başlar ile selam verdiler.
Ben yürürken ardımda yükselen tekbir sesi... Bildim bu İlah-i adaletin tecellisi.
Silindi ufukdan ışık, rüzgarın hışmıyla... Uçurdu rüzgar,süzdüm son kez kuş bakışıyla.
Karanlık tünellerden yol alırken geriye, Bir tatlı sızı bırakmışdı bana hediye.
Ah! Ülkü bahçesi,yanan içime rehavet, Ruhumda selamet var, rüyamda hep alamet.
Burada yığınlardan yükselen başlar vardı, Anladım burda adsız kahramanlar yaşardı.
Bu yerde ne doğan güneş vardı,ne batan şafak Burda Ülküyle tutuşan ruhlar yaşar ancak.
Kaanhan Kurultay Gurbetin Çocukları!GURBETİN ÇOCUKLARI adına çıktığı bu yolda dönenler oldu, kalanlar oldu. İnsanlarımız nerede yaşarsa yaşasın,değerlerinden asla bu yeni nesli,bana göre ayakda alkışlamak gerek. (Türkiyem fm ) dünyanın bir çok yöresindeki Türk insanına Türk DüşmanlığıTÜRK DÜŞMANLIĞI Kızılelma Ortakları, Türk soluKIZILELMA ORTAKLARI, TÜRK SOLU Ve PKK`nın sinsice bir dağılım içinde olduklarından bahsediyorlar. Tanrı Dağları!TANRI DAĞLARI Tanrı dağı denince akla Doğu Türkistan gelir. Türkistan denince Turan. Şiirlerimize,türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız ve hiç görmediğimiz halde içimizi burkan bir güzellikdir Tanrı dağı. Tarihde adı geçen, geçmeyen unutulmuş büyük kahramanlara ait destanların yazıldığı yerlerdir mazisine hüzünlü bakış sergilediğimiz bu beldeler. Tanrı dağının en tepesine ulu hakanının ismini verenler, bugün Kırgızistanda bütün heybeti ile mazisini arıyor. Kağan Tanrı tepesi ( Khan tengri ) kutsal Tanrı dağının zirvesinde Türkün silik mazisine hüzünlü bir bakış sergiliyor. Aralın ötesi Tanrı dağının mazideki arayışları sindiremiyorsa bizleri, "Yesi" de "Çimkent" de Uluğ Türkistanda bir gün yaşamak, bir Türkcü için ne güzel kavuşmadır. Tanrı dağlarının tepelerinde kar, eteklerinde her rengin kuşağını içinde barındıran yeşillik vardır. Ormanlarla kaplı Tanrı dağının çoğunluğunu çam,ardıç,şimşir gibi ağacların kapladığı bu ormanlıkda kendine has kokusuyla Tanrı dağına ayrı bir güzellik ve haşmet verir. Kendisi birer efsane olan Türkler Tanrı dağını kutsal bilmiş,ne Tanrı dağının altında nede üstünde "altın" olmadığı halde bazen "altın dağları"demiş, içinden çıkan nice kahramanlarına yuva olan bu tepelere ağıtlar yakmış. Dağları yaşamlarıyla ilişkilendiren Türkler dağların ulaşılamaz devasa haşmetinden etkilenmiş ve nice efsanelerine taşımışlardır. Türklerin ilk medeniyetini Tanrı dağları etrafında kurduklarını söyleyen bir çok kaynaklar vardır. Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hakimdi. Asyanın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği Tanrı dağına daima kutsal gözle bakmış,tarihden gelen gücünü ve kudretini neredeyse Tanrı dağından almışdı.Bu gün Oğuz soyunun sahibi olan bozkurt yürekli Anadolu Türklerinin Tanrı dağına ilgisini anlayabilmek için,önce Türk gibi düşünmek ve Türkcü olmak zarureti vardır. Kaldı ki daha dün gerçekleşmiş gibi anlatacağınız ve adına "geçmiş" yakıştırması yapacağınız Türk tarihi 10 bin yıllık bir gelenekden gelirse,bu köklü kültürün dünya medeniyetindeki önemini anlamış ve sahiplenmiş oluruz. Bugün biz Türklerin içinde bulunduğumuz en büyük sıkıntı,hiç şüphesiz tarihine küs, geçmişine düşman bir vurdumduymazlıkla mazisine kayıtsız kalmasıdır. Yüreklerinde bir büyük Mefkureyi yaşatanlar,ecdadına sahip çıkarak yüceltenler,Tanrı dağlarının o sisli tepelerine özlem ile bakıyor Khan Tengri nin heyecanını içlerinde sıcak tutuyorlar.Dağlar acılı insanların meramını sinesinde saklar.Sisli puslu dağlar bilinmez manevi bir güç verir adeta, dağları ardına alanlara. Tanrı dağları ne kadar uzak da olsada, Türkün içinde beslediği o büyük mefkure onları canlı ve diri tutmaya yetiyor bile. Tanrı dağları bir dilek dir.Türkün şerefli mazisinin devasa ispatıdır. Doğu Türkistanın gelecekte bağımsızlığına da şahit olacak,geçmişden bugüne uzayan Türkün hürriyet ateşinin yakılacağı mekanın adıdır.Tanrı dağı denince akla Doğu Türkistan, Türkistan denince Turan gelir. Tanrı dağının o haşmetli Türk tarihi,gelecekte çizeceğimiz yolun bizde yol belirleyicisi olacaktır. Çünkü bizler "Tanrı dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslümanız." Kaanhan Kurultay. Yılgınlığa İnat!YILGINLIĞA İNAT İflas etmıs gerçek: KominizmİFLAS ETMİŞ GERÇEK: KOMİNİZM.
|
|||||
|
|